İSTANBUL - İstanbul’da “İmamoğlu protestoları” gerekçesiyle tutuklananların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çeken ÖHD’li Sezer Barış Çobanoğlu, dosya ve tutuklama gerekçelerine uzun süre ulaşamadıklarını, müvekilleri hakkında kopyala-yapıştır kararlar verildiğini söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 19 Mart’ta gerçekleştirilen operasyon ve aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu belediye başkanlarının gözaltına alınmasına karşı başlayan, tutuklamaların ardından da devam eden protesto eylemlerinde yaklaşık 2 bin kişi gözaltına alındı. İstanbul'da 268, İzmir'de 19, Bursa'da 19, Ankara'da 4, Kocaeli’nde 3 ve Adana'da 3 olmak üzere toplam 316 kişi tutuklandı. Büyük çoğunluğu gençlerden oluşan bu kişiler, bayramı da cezaevinde geçirirken, eylemlere katılanlar hakkında "Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama" iddiasıyla işlem yapıldı.
İstanbul’da tutuklanan 213 hakkında ise jet hızıyla iki ayrı iddianame hazırlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede, gençler hakkında "Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama" iddiasıyla 6’şar aydan 3’er yıla kadar hapis cezası istendi.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Sezer Barış Çobanoğlu, tutuklanan müvekkilleri hakkında ve tutuklama kararlarına ilişkin ajansımıza konuştu.
SAVCI FİKİR DEĞİŞTİRDİ
Müvekkillerin Saraçhane Parkı’na gittikleri için gözaltına alınıp tutuklandığını belirten Çobanoğlu, adliyelerde savcılıklarla iletişime geçemediklerini söyledi. Çobanoğlu, “Müvekkillere ilişkin bilgileri güvenlik şube polislerinden almaya çalıştık. Bir süre sonra bir liste verildi. Bu listede gözaltına alınanların bir çoğunun adli kontrol şartıyla serbest bırakılacağı açıklandı ve liste ailelerin bulunduğu koridora asıldı. Listedekilerin yüzde 90’ının serbest bırakılacağı görüldüğü için aileler, yakınlarını almak için dışarı çıktı. Ancak uzun süre beklenmesine rağmen bırakılan olmadı. Bunun üzerine tekrar savcılıktan bilgi almaya çalıştık ancak yine muhatap bulamadık. Memurlardan aldığımız bilgiyle adli kontrolle bırakılacak olan 73 kişi ile ilgili savcının fikrinin değiştiği ve tamamının tutuklamaya sevk edildiğini öğrendik. Akabinde de çoğu tutuklandı” diye belirtti.
HUKUKİ İZAHI YOK
İlk kez bir savcının bu şekilde fikir değiştirdiğini gördüklerini vurgulayan Çobanoğlu, böyle bir fikir değişikliğinin “işin doğasına aykırı” olduğunu söyledi. Her şubede toplu gözaltıların olduğunu dile getiren Çobanoğlu, “Başta 73 kişilik bir liste vardı. Onlar sevk edildi. Akabinde 141 kişilik bir liste vardı. Onlar da tutuklamaya sevk oldu ve sevk edilenlerin çoğu uzun süren bir hakimlik bekleyişlerinin ardından tutuklandı. Savcılığın 73 kişilik ilk listeyle ilgili fikir değiştirdi. İşte şöyle bir gariplik var. Savcı bey hiçbir bilgi vermeden yarım saat için o kadar kalabalık bir grubun dosyalarını nasıl inceledi, nasıl tekrar fikir değiştirdi anlayamazsak da birden bire fikir değiştirdi. Tamamını tutuklamaya sevk etti. Bunun hukuki bir izahı yoktur” ifadelerini kullandı.
KARAR ÖNCEDEN VERİLMİŞTİ
Tutuklamaya sevk gerekçelerine ise uzun süre ulaşamadıklarına dikkati çeken Çobanoğlu, “Tutanakları, belgeleri görmemiz gerekirdi. Ancak savunacağımız müvekkillerimizin neden tutuklamaya sevk edildiklerini saatler süren uğraşlar sonrası öğrenebildik. Bazı meslektaşlarımız, hakimlik sorgusunda hakimden sözlü olarak öğrenebildi gerekçeyi. Dolayısıyla önceden savunmaya hazırlanma durumu olmadı. Bunun sebebinin de savcılık ve hakimliğin çoktan bir karar vermiş olduğudur” diye belirtti.
KOPYALA-YAPIŞTIR KARAR
Sulh Ceza Hakimliklerinin kopyala-yapıştır kararla müvekkilleri tutukladığını kaydeden Çobanoğlu, Hakimlerin kişilerin özgünlük durumları ve dosyadaki durumlarıyla alakalı hiçbir ayrım gözetmediklerini söyledi. Çobanoğlu, şunları belirtti: “Bir hakimlik ‘müşteki beyanlarının alınmaması, dosyadaki müştekilerin teşhis işlemine katılmamasını’ tutuklama gerekçesi gösterdi. Tutuklamaların tek gerekçesi ‘toplantı ve gösteri kanununa muhalefet’ idi. Aynı zamanda hakimlik dosyayı incelemediğini de ifşa etmiştir. Kaçma şüphesi, delil karartma da tutuklamaya gerekçe gösterildi.”
TEK SUÇ SARAÇHANE’DE BULUNMAK!
Hukukta “gerekçelendirme” ilkesi olduğuna işaret eden Çobanoğlu, “Her hakimin tutuklama gerekçesi yazması lazım. Yani ‘kaçma şüphesi var’ diyorsanız, bunun gerekçelendirmelisiniz. Ancak ilgili kararlar bunların tamamından yoksun, ezbere verilen kararlardı. Müvekkillerim ve diğer meslektaşlarımın müvekkillerinin dosyalarına baktığımızda, suçlamaya dayanak bazı görüntülerin vesaire olmasını bekliyorduk. Ancak dosyalarda gördüğüm kadarıyla suç işlediğine dair bir tespit yok. Bu savcılık tarafından da iddia edilmiş değil. Yapılan yegane suçlama ‘Valiliğin yasaklama kararı var. Siz neden Saraçhane’ye gittiniz, kimlerin talimatıyla gittiniz?’ şeklindeki sorular üzerinden suç üretilmiş. Yani sadece Saraçhane’de bulunmak suç olarak değerlendirilmiş” diye belirtilmiş.
ANAYASAL HAK GASP EDİLİYOR
Valilik kararının Anayasa’dan “üstün” görüldüğünü dile getiren Çobanoğlu, “Bu ülke içerisinde kaymakamlığın, valiliğin insanların Anayasal haklarını bir kararla ellerinden alabileceklerinin kabulü anlamına geliyor. Bunu sağlayan da maalesef savcılık ve hakimlerdir. Bir süredir İstanbul Adliyesi’nde bu uygulamalar yapılıyor. Hukuk kurumları olarak bunun önünü almalıyız. Çünkü devam etmesi; kimsenin hukuk güvenliğinin kalmaması demektir. En kötü ihtimalle bu yargılama bittiğinde yargılananlar ceza alsalar bile yatarı yok. Ancak tüm bunlara rağmen tutuklamayla karşı karşıya kaldılar. Savcılık ve hakimlikler, ‘Bu kişileri cezalandırmak istiyoruz, tutuklamayı bir tedbir olarak değil, aslında bir infaz rejimi olarak kullanmak istiyoruz’ dediler. Tutuklama kararlarından bunu anlıyoruz” ifadelerini kullandı.
TUTUKLAMALAR KEYFİ
Tutuklamaların “gerekçesiz ve keyfi” kararlar olduğunu söyleyen Çobanoğlu, şunları belirtti: “Valilik ‘Anayasal hakkınızı istediğim zaman kısıtlarım. Savcılık ve hakimlikler kararıma uygun olarak Anayasa’ya bakmaksızın işlemler yapabilirler. Onlar benim kararımı uygularlar’ diyor. Bu ise hiçbir vatandaşın hakkının güvencede olmadığının göstergesidir. Bu da herkesin tehlike ve tehdit altına olduğunu göstermektedir. İstanbul Valiliği’nin bir diğer kararı ise eyleme katılacak olan kişilerin şehre giriş ve çıkışlarının yasaklanmasına dairdi. Bu mantığa aykırıdır. Valiliğin kararını yerine getirecek olan polistir. Bu tür kararların absürtlüğü maalesef hepimizi tehdit altında bırakmaktadır.”
MA / Ömer İbrahimoğlu