Tutsaklığında hem babasını hem de ablasını kaybetti: Sürecin ilerlemesi için adım atılmalı

Paylaş:
MÊRDÎN - 31 yıllık tutsaklığı döneminde babasını ve ablasını kaybeden Lokman Akbaba, özgürlüğün sadece cezaevinden çıkmak anlamına gelmediğini belirterek, mücadeleden taviz vermeyeceğini belirtti. 
 
Adana’da 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılanarak müebbet hapis cezası verilen Lokman Akbaba, 31 yıl sonra tahliye oldu. Sırasıyla Adana, Konya, Erzurum, Tekirdağ ve Amed cezaevlerinde tutulan Akbaba'nın babası İbrahim Akbaba, 2018'de Edirne F Tipi Cezaevi’nde yaşamını yitirdi. İleri derecede diyabet, kalp ve katarakt hastası olan, açık kalp ameliyatı geçirmiş ve bir bacağı protez olan 71 yaşındaki İbrahim Akbaba'nın kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği açıklandı. Lokman Akbaba, babasının ölümünü cezaevi arkadaşlarından öğrendi. 
Yaşadıklarına ve sürece dair değerlendirmelerde bulunan Akbaba, 1991 yılının sonlarına doğru lise eğitimi ve ailesinin işleri nedeniyle Adana’ya gittiğini, o dönem liseli gençlere yönelik baskılar nedeniyle kentten ayrılmak zorunda kaldığını belirterek, “Adana’da hem eğitimimi sürdürdüm hem de dönemin siyasi atmosferi içerisinde çeşitli çalışmalarda yer aldım. Liseyi 1992’de tamamladıktan sonra da siyasi faaliyetlerimi sürdürdüm. 1995 yılında ise beş arkadaşımla birlikte gözaltına alındık. 13 gün boyunca gözaltında kaldık; sabah Çelik Kuvvet’e, akşam emniyete götürülüyor, günde iki farklı yerde sorgulanıyor ve işkence görüyorduk. Elektrik verme, Filistin askısı gibi ağır işkencelerin yanı sıra yoğun psikolojik baskıya maruz kaldık. Tek kişilik, diz boyuna kadar kirli suyla dolu hücrelerde tutulduk, ilk hafta üzerimizde hiçbir kıyafet bırakılmadı. Mahkemeye çıkarılmadan önce ise işkence izlerini silmek amacıyla vücudumuza ilaçlar sürüyorlardı” dedi.
 
CEZAEVİNDEYKEN BABASI VE ABLASINI KAYBETTİ 
 
Akbaba, cezaevi yıllarında yaşadığı en ağır acılardan birinin babasının ölümü olduğunu belirterek, o günleri şöyle anlattı; “Babam 2017 yılında tutuklanmadan bir hafta önce beni ziyarete gelmişti. Daha sonra o da tutuklandı. Ben Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeydim, babam ise Edirne F Tipi Cezaevi’ndeydi. 72 yaşındaydı, ağır sağlık sorunları vardı ve protez bacak kullanıyordu. Basından duyduğum kadarıyla yaşlı ve hasta tutuklular listesinde yer alıyordu, hatta serbest bırakılması talebi Meclis gündemine de taşınmıştı. Bu nedenle onun yanına sevk edilmek istedim, o da benim yanımda kalmak istiyordu ancak ne onun ne de benim talebim kabul edildi. Daha sonra ben Amed’e sevk edildim, babam Edirne’de kaldı. Sürekli mektuplaşıyor, yalnızca mektuplar aracılığıyla haberleşiyorduk. En son babam cezaevindeyken yaşamını yitirdi. Haberi önce arkadaşlar duymuştu, bana hemen söylemediler. Daha sonra öğrendiğimde büyük bir acı yaşadım. Çünkü o yalnızca bir tutsak değil, benim babamdı. Ama aynı zamanda büyük bir onur da duydum; 72 yaşında ve ağır sağlık sorunlarına rağmen mücadelesinden vazgeçmemişti. Bu durum yalnızca beni değil, bütün arkadaşları da derinden etkiledi. Cezaevinde bulunduğum yıllarda birçok yakınımı kaybettim. Tahliyeme 11 ay kala ablam da yaşamını yitirdi. Hem babamın hem de ablamın cenazesine katılmak için başvuruda bulundum ancak taleplerim kabul edilmedi. En zor olan onları son kez görememekti. Buna rağmen onların mücadele içindeki duruşları bana güç verdi."
 
'SOMUT ADIMLAR ATILMALIDIR'
 
Akbaba, cezaevinde oldukları dönemde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni yakından takip ettiklerini de ifade ederek yapılan açıklamaların tutsaklar arasında büyük bir heyecan yarattığını söyledi. Akbaba, “Sürecin başlaması bizlerde büyük bir umut yarattı. Açıklamalar yapıldığında sevinç gözyaşları döktük. Yeni bir dönemin başladığını düşündük. Ardından bu sürecin güçlenmesi için neler yapılabileceğini kendi aramızda sürekli tartışıyorduk” ifadelerini kullandı.
 
Sürecin ilerleyebilmesi için karşılıklı adımların gerekli olduğunu da vurgulayan Akbaba, özellikle hasta mahpuslar, infazı ertelenen tutuklular ve disiplin cezaları nedeniyle tahliyeleri engellenen mahpusların durumuna dikkat çekti. Akbaba, “Yıllardır cezaevlerinde tutulmaya devam edilen insanlar var. Bu konuda herhangi bir yasal değişiklik beklenmeden de adımlar atılabilir. Örneğin en basit bir disiplin cezası almış bir kişinin cezası kaldırılabilinir. Cezayı veren kaldırabilir de. Bunlar herhangi bir yasaya bakmıyor. Öte yandan cezası biten arkadaşlarda tahliye edilebilinir. Ancak bunlara hala pişmanlık dayatılarak cezaları infaz ediliyor. Sürecin ilerleyebilmesi için somut gelişmelere ihtiyaç var. Ve bu adımlar hükümet tarafından çok rahat atılabilecek adımlardır. Yeni bir yasanın çıkarılmasına ya da herhangi bir yasanın değişmesine gerek olmayan adımlarda vardır" diye konuştu. 
 
'MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ'
 
Tahliye olmasına rağmen kendisini tam anlamıyla özgür hissetmediğini ifade eden Akbaba, özgürlüğün yalnızca cezaevinden çıkmakla sınırlı olmadığını belirtti. Akbaba, devamında şunları söyledi; "Yıllarca mahkum kaldık. Hem özgürlüğümüzden hem ailemizden uzak kaldık. Tabi ki bu saatten sonrada oturacak değiliz. Bu hiçbir şekilde bize yakışmaz. Ve aynı şekilde cezaevinde iken hiçbir şekilde mücadelemizden taviz verip oturmadık. Bu saatten sonrada Sayın Abdullah Öcalan'ın elini güçlendirmek için üzerimize düşen tüm görevi yapacak ve daha fazla çalışacağız."
 
MA / Haşim Abak