Öcalan bir ütopyayı gerçekleştiriyor 2025-08-30 09:02:06 HABER MERKEZİ - Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başmüzakerecisi Abdullah Öcalan, imha saldırıları, uluslararası komplo ve tecrit koşullarına rağmen Ortadoğu'da ütopya haline gelmiş kalıcı barışın sağlanması yönündeki çabalarından hiç vazgeçmedi.  Hitler yönetimindeki Nazi ordularının 1 Eylül 1939'da Polonya'ya saldırması İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul ediliyor. 6 yıl devam eden ve birçok ülkenin dahil olduğu savaşta 70 ila 85 milyon arasında insan hayatını kaybetti. Hitler faşizminin 8 Mayıs 1945'te yenilgiye uğratılmasının ardından Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyeleri, savaşta yaşanan can kayıpları ve barışın tesisi için 1 Eylül tarihini "Dünya Barış Günü" ilan etti.    İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından birisi olarak kabul edilen savaşın üzerinden 85 yıl geçti, ancak umut edilen "barış" bir türlü gerçekleşmedi. Kapitalist modernite güçlerinin işgal ve yağma amaçlı çıkardıkları savaşlar krizleri daha derinleştirdi. Özellikle krizlerin merkezi haline gelen Ortadoğu coğrafyasında barış adeta bir ütopya haline geldi.    Temelleri Kürtlerin inkarı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti de son yüzyılı savaş konseptinde ısrarla geçirdi. Bu durum tarihsel Kürt sorununun daha da derinleşmesine neden oldu. Sorunu yok sayanlar değişti, bu duruma karşı mücadele ise kesintisiz bir şekilde devam etti.    Bu mücadelenin son halkası, temelleri 1973'te Ankara'nın Çubuk Barajı'nda atılan ve 27 Kasım 1978'de Amed'in Licê ilçesinin Fis köyünde kuruluşu ilan edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) oldu. Örgütün liderliğini yapan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürtlerin varlığının demokratik zeminde tanınması için yoğun bir çaba harcadı. Öcalan'ın bu çabası, uluslararası komployla getirildiği İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde ağırlaştırılmış tecrit koşullarında da devam etti.    Öcalan, 7 Haziran 1999 tarihli avukat görüşmesinde sarf ettiği “Her savaşın barışı vardır. Barışı bilmeyenler savaşı gözüne yüzüne bulaştırır. En güzel barış savaştan daha zordur. Savaş ve barış kavramlarını doğru anlayın. Yarın idama da gidebilirim, ama barış çabamı büyük yürüteceğim" sözleriyle de barış ve çözümdeki kararlılığını ortaya koydu.    İMHA VE İNKAR POLİTİKALARI DEĞİŞMEDİ   Öcalan, PKK’nin kuruluşundan günümüze Kürt inkarının son bulması ve demokratik bir çözümün sağlanması noktasında onlarca girişimde bulundu. Ancak tek taraflı ateşkes, geri çekilme ve barış grupları gibi iyi niyet çabaları bir şekilde kesintiye uğradı. Devlet ve devleti yönetenler, bu girişimleri değerlendirmek yerine asimilasyon, çöktürme planları, dil ve kültür yasakları politikalarından vazgeçmedi. Çöktürme planları içerisinde toplu imhanın olduğu Tamil yöntemleri bile tartışıldı ve hayata geçirilmek istendi.    1988'DEKİ ÇAĞRI      Öcalan, PKK’nin ilk silahlı eyleminden 4 yıl sonra, yani 1988 yılında gazeteci Mehmet Ali Birand ile yaptığı röportajda Türk-Kürt kardeşliğinin önemine vurgu yaptı. Öcalan, politikanın önemine vurgu yaparak, devleti yönetenlere "Karşı taraf büyük bir haksızlık konumundadır. Tarihten günümüze kadar bir mirası devraldı, onu günümüze de pek inanmasa da sürdürmek istiyor. Tarihi bir hüküm biçmiş, yut içinde erit, bu taş bu sefer yutulacağa pek benzemiyor. Bu lokma mideyi bu sefer parçalayabilir. Onun için baskı, imha, eritme politikasından vazgeçmeliler" çağrısı yaptı.     Öcalan’ın çağrısına karşılık verilmezken, dönemin başbakanı Turgut Özal "Türkiye'de bugün bir Kürt meselesi yok. Terör karşısında, terörü destekleyenler karşısında amansız olacağız” açıklaması yaptı. 10 Nisan 1990 tarihinde ise “Güneydoğu Kararnamesi” olarak da bilinen ve Türkiye'nin siyasal tarihine "Sansür Sürgün Kararnamesi" olarak geçen 413 nolu kararname devreye konuldu.    1993 ATEŞKESİ   Sonrasında yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçilen Turgut Özal’ın çağrısı ve YNK Başkanı Celal Talabani arabuluculuğuyla 19 Mart 1993’te tarihi bir toplantı yapıldı. Öcalan, Bekaa Vadisi’nde yapılan toplantıda, çözümün önüne açmak için ateşkes ilan ettiğini duyurdu.    Açıklamanın yapıldığı gün dönemin başbakanı Süleyman Demirel, “Devlet kan dökenle pazarlığa oturmaz. Kan döken devlet değildir. Bunlar yol yakınken gelip teslim olsunlar, diyorum. Hukuka, adalete teslim olun” açıklaması yaptı.    ÖZAL’IN ÖLÜMÜ SONARSI ATEŞKES SONA ERDİ    Ateşkesin tamamlandığı tarih olan 15 Nisan 1993’ten 2 gün sonra, yani 17 Nisan’da Turgut Özal şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. 24 Mayıs 1993 tarihinde Çewlîg'de 33 asker öldürüldü. Öcalan daha sonra bu durumu "provokasyon" olarak nitelendirirken, tüm bu yaşananlar ateşkesin sona ermesine neden oldu. Öcalan, Özal için ise “Bizimle en kapsamlı savaşı yürüttü. Ancak bu işi artık siyasetle götürmek gerektiğini kavramıştı ve bence cesur bir takım adımlar da atacaktı” değerlendirmesi yaptı.    Ateşkesin sona ermesinin ardından çatışmalar şiddetlendi, ağır saldırılar ve sınır ötesi operasyonların startı verildi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in akıl ortaklığıyla binlerce kişi gözaltında kaybettirildi ya da katledildi. Binlerce köy yakıldı, ağır işkenceler yaşandı, hukuk tamamen rafa kaldırıldı.    KOMPLOYA GİDEN SÜREÇ   6 Mayıs 1996’da ise uluslararası komplonun temelleri atıldı. Öcalan’ın Suriye’nin başkenti Şam’da olduğu bir eve yönelik bombalı suikast düzenlendi. Şans eseri kurtulan Öcalan'dan “Biz, ‘barış ve kardeşlik diyoruz, bu savaş dursun’ diyoruz ama karşılığında bombalanıyoruz” açıklaması geldi.    28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında Refahyol iktidarının başbakanı olan Necmettin Erbakan, bazı kişiler aracılığıyla Öcalan’a mesaj gönderdi. Erbakan, Suriyeli yetkililer üzerinde Öcalan’a gönderdiği mektubu bir süre sonra asker baskısı nedeniyle inkar etti.    Öcalan, 15 Ağustos 1996’da Erbakan’a yönelik açık mektup yayınlayarak, çözüm için çaba göstermesini istedi. PKK, esir aldığı bir grup Türk askerini Ağustos 1996 Zap bölgesinde insan hakları örgütleri temsilcilerine teslim etti. Refahyol koalisyonu çöktü, 28 Şubat 1997’de "post-modern darbe" ile hükümet düşürüldü. Özal ve Erbakan böylece devreden çıkarılmış oldu.    1998 ATEŞKESİ VE KOMPLO SÜRECİ   Öcalan, 29 Ağustos 1998'de Med-TV üzerinden yaptığı basın toplantısında, 1 Eylül’den başlamak üzere ateşkes ilân ettiğini duyurdu. Bu, PKK’nin ilan ettiği 3'üncü ateşkes oldu. Öcalan, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için devlete "sorumluluk alın" çağrısı yaptı. Yaşanan çatışmalar, ateşkes kararı üzerine biraz duruldu.    ULUSLARARASI KOMPLO SÜRECİ   Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, buna karşı Suriye yönetimini tehdit ederek, Öcalan’ın ülkeden çıkarılmasını istedi. Böylece komplonun da startı verildi. Dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad üzerinde kurulan baskı üzerine Öcalan, 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'den çıkmak zorunda kaldı.     Öcalan, ateşkesi tek taraflı sürdürmeye devam etti. Uluslararası komplo sonucu İtalya’nın başkenti Roma’da tutulan Öcalan, “Barış ve Müzakere Çağrısı” başlıklı 4 maddelik bir açıklama yaparak, çözüme bir yol açmak istedi.    BARIŞ GRUBU ÜYELERİ TUTUKLANDI   Uluslararası bir komployla 15 Şubat 1999'da Türkiye'ye getirilmesinin ardından İmralı Adası'nda tecrit altına alındı. Öcalan, 1 Eylül 1999’da tekrar tek taraflı ateşkes ilan etti. Barış çabalarının samimiyeti için Kandil ve Avrupa’dan iki grup da Öcalan'ın çağrısıyla Türkiye'ye geldi. Öcalan’ın 22 Eylül 1999 tarihinde yaptığı “Demokratik Cumhuriyete destek ve iyi niyet adımı” çağrısı üzerine 1 Ekim 1999’da “Barış ve Demokratik Çözüm Grubu” adına 8 gerilla Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinden giriş yaptı. Ancak Barış Grubu üyeleri 2 Ekim 1999’da tutuklandı. Öcalan’ın ikinci çağrısı üzerine Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçilerden oluşan ikinci Barış Grubu da Türkiye’ye geldi. Grup, 29 Ekim 1999 tarihinde Viyana’dan Türkiye’ye havayoluyla giriş yaptı. Ancak gelişlerinin hemen ardından tamamı tutuklandı.    Öcalan 2000'li yılların başında barışa dair birçok mesaj verdi. 13 Ağustos 2003’te 10 maddeden oluşan "Uzlaşma ve Çözüm Deklarasyonu" açıkladı. Ancak hiçbir çağrıya olumlu yanıt verilmedi. KCK, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinin sonuçlarına bağlı olarak 13 Nisan 2009’da eylemsizlik kararı açıkladı. AKP, KCK’nin eylemsizlik kararına karşı Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) siyasi soykırım operasyonları başlattı. Eylemsizlik kararı 1 Haziran’da sona erdi.   ÖCALAN’DAN YENİ YOL HARİTASI     Aynı yıl Kürt sorununun çözümüne dair “Demokratik Açılım” süreci başlatıldı. Asker ve muhalefet bu sürece direnç gösterdi. Görüşmeler devam ederken Öcalan, yeni bir yol haritasını açıklayacağını ve bunu 19 Ağustos görüşmelerine yetiştireceğine heyete iletti. Öcalan, “Kürtlerin kendilerini kararlaştırmaları gerekiyor. Sorumluluğu sadece benim üzerime atarak bu işler yürümez. Bir şeyler gelişiyorsa sürece onlar da dahil olacaklar” dedi.    Öcalan, herkesin süreci doğru okuması gerektiğini söylüyor ve bunu da şöyle açıklıyordu: "Bu yeni, farklı bir dönemdir. Türkiye toplumu demokrasiyi, demokrasi kültürünü öğrenecek. Kürtler devletin varlığını tanıyacak, kabul edecek. Devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını kabul edecek. Böylece orta bir yerde buluşacak, uzlaşacaklar. Benim çözüm anlayışım kısaca budur. Herkes, her şey tepeden tırnağa değişmek durumunda.”   Öcalan, hazırladığı yol haritasını 20 Ağustos 2009 günü cezaevi yönetimine teslim etti. Aradan günler geçmesine rağmen yol haritası verilmedi. Öcalan, 23 Ekim’de yaptığı açıklamayla 3 öneri sundu: Kürtlerin tüm haklarının güvence altına alınması, PKK’nin şiddeti yöntem olarak esas almadığını ilan etmesi ve devletin verdiği güvenceyi hukuki mevzuata yansıtası.    Ancak buna rağmen operasyonlar ve gözaltılar devam etti. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Unutun İmralı’yı” diyerek muhataplık konusu ret etti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da PKK’yle mücadelenin devam edeceğini ve tüm PKK’lilerin teslim olması gerektiğini söyledi.    OSLO GÖRÜŞMELERİ   13 Eylül 2009'da Oslo'da görüşmeler başladı. Hakan Fidan, Başbakan Müsteşar Yardımcısı olarak toplantıya katıldı. Öcalan’ın hazırladığı yol haritası verilmeyince süreçle ilgili tıkanma yaşandı. Öcalan, çözüm iradesinin devamı için yeni bir “barış grubu” önerdi. Bu çağrı üzerine Avrupa, Maxmûr Mülteci Kampı ve Kandil’den barış gruplarının Türkiye’ye gelmesi kararı alındı. 11 Ekim’de çağrı her 3 alana da ulaştırıldı.    YENİDEN BARIŞ GRUPLARI   Mexmûr Kampı’nda 4’ü çocuk 30 kişilik grup, Kandil’den gelen 8 kişilik gerilla grupla Hewlêr'de birleşti. Grup, Habur Sınır Kapısı üzerinden 19 Ekim 2009’da Silopi ilçesine giriş yaptı. 27 Ekim 2009’da Brüksel’de yapılan basın açıklamasında, 15 kişilik grubun 28 Ekim’de Türkiye’ye geleceği açıklandı. Ancak hükümet, pasaport işlemlerini durdurunca grup gelişini gerçekleştiremedi.   Habur’daki karşılama mitingi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İktidar bunun üzerine geri adım attı. Aralık 2009’da “KCK operasyonları”nın ikinci dalgası başladı. Yüzlerce Kürt siyasetçi tutuklandı, siyasi yasaklar getirildi ve DTP kapatıldı. O sırada Türkiye’de bulunan barış grubu üyeleri hakkında davalar açıldı. 34 kişilik gruba toplam yüzlerce yıl hapis cezaları istendi.   ÖCALAN’DAN SERT TEPKİ    Öcalan, 23 Ekim 2009 görüşmesinde, “Ben bir daha gelmeleri için kesinlikle çağrıda bulunmayacağım, barış grupları gelmez, gelemez. Bundan sonra grupların gelmesi için durum değişmeden hiçbir çağrıda bulunmayacağım, bu doğru da değil, alçaklıktır, onursuzluktur. Barış işi ciddi bir iştir, saygı ister. Her şey anlaşılmıştır. Bu grupların gelişi ve buna karşı Kürt halkının onurlu sahiplenişi, duruşu, hükümetin gerçek yüzünü, niyetini ortaya çıkarmıştır. Hükümetin planı suya düştü. Yine her şeyin günahını Kürtlerin üzerine atmaya çalışıyorlar. Tabii ki açılım maçılım hikaye, amaçları PKK’nin tasfiyesidir” ifadelerini kullandı. Öcalan, 1 Haziran 2010 tarihinde süreçten çekildiğini açıkladı. KCK ise, 13 Nisan 2009’da alınan “eylemsizlik” kararının sona erdiğini açıkladı. Böylelikle bu girişim de iktidarın eliyle boşa düşürülmüş oldu.    2013-2015 SÜRECİ    Öcalan’ın sağlık durumunun tehlikede olduğu yönündeki haberler üzerine binlerce tutsak açlık grevine başladı. Açlık grevleri, 17 Kasım 2012 tarihinde Öcalan’ın gönderdiği mesajla son buldu. Yılbaşına doğru giderken Erdoğan, “Arkadaşlarımız İmralı’da görüşme yapıyorlar” açıklaması yaptı. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı ziyaretleri 3 Ocak 2013’te başladı.    Süreç devam ederken, 9 Ocak’ta Fransa’da düzenlenen saldırıda PKK kurucularından Sakine Cansız ile Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez katledildi. Adalet Bakanlığı’nın özel izniyle adaya giden heyet, Öcalan’ın barış için önerdiği yol haritasını kendisinden dinledi. Öcalan, heyet aracılığıyla Kandil’e, Kongra-Gel’e ve kamuoyuna bir mektup gönderdi.    GÖRÜŞME YAPILACAĞI GÜN HAVA SALDIRISI    BDP heyeti, mektubu KCK’ye iletmek için Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçti. Görüşmenin yapılacağı günün akşamı TSK tarafından hava saldırısı yapıldı. Heyet, Kandil’e giderek burada KCK yöneticileri ile görüştü ve Öcalan’ın mektubunu iletti.    TARİHİ NEWROZ MESAJI   Öcalan’ın çağrısıyla 11 Mart’ta 2 yıl önce alıkonulan ve aralarında askerlerin de olduğu 8 kişi serbest bırakıldı. Asıl büyük çağrı ise 21 Mart Newroz’unda geldi. Öcalan, Amed Newrozu'na “Barış ve Demokratik Çözüm Bildirgesi” sunarak, “Silahlar sussun, siyaset konuşsun” çağrısı yaptı. Hemen ardından KCK de yaptığı yazılı açıklamada, 23 Mart tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ateşkes ilan etti.    Öcalan’ın çağrısıyla PKK, 8 Mayıs 2013’te gerilla gruplarını çekmeye başladı. Çekilme sırasında TSK’nin saldırıları sonucu birçok PKK gerillası yaşamını yitirdi. 13 Haziran’da Mehmet Öcalan ile görüşen Abdullah Öcalan, “Bazı istemlerimiz vardı. Bu istemlerimizin bazıları yerine getirilmedi. En azından koruculuğun feshedilmesi gerekirdi. Neden bu büyük karakollar inşa ediliyor? Yeniden korucu kadroları alınıyor? Kule gibi karakolların yapımı gerekli değildir. Bunlar sürece katkı sunmaz. Umarız ki bunlar durdurulur. İkinci aşamaya geçiyoruz. Umarım sabote etmezler” dedi.   2 Temmuz’da ikinci bir açıklama yapan Öcalan, “Bu süreç tek taraflı yürütülmez” uyarısında bulundu.    KCK GERİ ÇEKİLMEYİ DURDURDU   Hükümetin adım atmaması ve yer yer süren saldırılar üzerine 9 Eylül’de KCK’den önemli bir açıklama geldi. KCK, Türkiye sınırları içinde kalan gerillaların geri çekilişini durdurduklarını açıkladı.    30 Eylül 2013’te Erdoğan'dan yeni bir "demokratikleşme paketi" geldi. Öcalan, yıl içerisinde 20 görüşme yaptı ve her görüşmesinde demokratik çözüm kararlığını ortaya koydu. 2014 yılı Newroz'unda Öcalan’ın ikinci mektubu okundu. Mektupta “Barış savaştan daha zordur ama her savaşın da mutlaka bir barışı vardır. Biz direnirken korkmadık, barışırken de korkmayacağız” mesajı verdi.    ÖCALAN: SABIR TAŞI ÇATLAMIŞTIR   Newroz’dan 5 ay sonra, yani 5 Ağustos'ta Öcalan, avukatıyla yaptığı görüşmede “Artık sabır taşı çatlamıştır. Dilerim bir hafta içinde müzakere süreci başlar” dedi. 20 Ağustos’ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı’ya giderek Öcalan ile görüştü. Öcalan, çözüm sürecinde yeni adımlar atılması için hükümete 15 Ekim 2014’e kadar süre verdi.   DOLMABAHÇE MUTABAKATI   28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’deki dönemin başbakanlık ofisinde HDP heyeti ile hükümet yetkilileri bir araya geldi. Heyet adına açıklama yapan Sırrı Sürreya Önder, PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ederek, Öcalan'ın çözüm için önerdiği 10 maddelik “Demokratik cumhuriyet” metnini açıkladı.    Öcalan'ın üçüncü mektubu, 21 Mart’ta Amed Newrozu'nda okundu. Öcalan, PKK’ye "silahsızlanma için kongreyi toplama" çağrısı yaptı.    ERDOĞAN: O TOPLANTIYI DOĞRU BULMUYORUM   Erdoğan, Newroz’dan bir gün sonra bir açıklama yaparak, “Açıklanan 10 maddelik metinde bir demokrasi çağrısı yok. Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim? Ben oradaki (Dolmabahçe) toplantıyı da doğru bulmuyorum” diyerek süreci sonlandırdığına işaret etti.    Tartışmaların ve karşılıklı mesajların arasında 7 Haziran 2015 seçimleri yapıldı. HDP, aldığı yüzde 13’lük oyla barajı geçip 80 milletvekili çıkardı. AKP de ilk kez Meclis’teki çoğunluğunu yitirdi. Koalisyon görüşmeleri başladı. Koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kalınca 1 Kasım’da yeniden seçime gidilmesi kararı alındı.    Bu süreçte birçok katliam yaşandı ve tutuklamalar başladı. Öcalan’a yönelik de ağır bir tecrit devreye konuldu. Erdoğan’ın 26 Haziran’da “Bedeli ne olursa olsun Suriye’nin kuzeyinde devlet kurulmasına izin vermeyeceğiz” açıklaması ise süreci tamamen sona erdirdi.    PKK, 1 Kasım 2015 seçimleri öncesi 10 Ekim 2015’te "eylemsizlik" kararı aldı. Ancak saldırılar durmadı. KCK, saldırılara karşı “Devrimci Halk Savaşı” başlattı.    30 Ekim 2014 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan "Çöktürme Planı" kararları, sürecin sona ermesinin ardından bir bir hayata geçirildi. Planın uygulandığı ilk merkez Mûş'un Gimgim (Varto) ilçesi oldu. İlçede 16 Ağustos 2015’te başlayan sokağa çıkma yasakları, sonraki aylarda 11 il ve en az 51 merkeze yayıldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) verilerine göre, sadece 16 Ağustos 2015 ile 16 Haziran 2016 tarihleri arasında uygulanan yasaklar boyunca bin 425 insan hayatını kaybetti, 2 bin 583 insan yaralandı. İşkence ve kötü muamele iddiasıyla doğrudan TİHV’e başvuranların sayısı 807 kişi olurken, aynı dönemde İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yapılan başvurusu sayısı ise 6 bin 167’yi buldu. Yasaklar boyunca en az 1 milyon 809 bin kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı elinden alındı.    "Çöktürme Planı" kapsamında HDP’li milletvekilleri, belediye eşbaşkanlarının da aralarında bulunduğu Kürt siyasetçiler bir bir hedefe konulup tutuklandı. 2016 yılından sonra belediyelere kayyım atanmaya başlandı. "Zeytin Dalı Harekâtı" adı altında Kuzey ve Doğu Suriye'nin Efrîn kentini hedef aldı. 20 Ocak 2018'de başlatılan saldırılar sonrası kent Türkiye ve bağlı paramiliter grupların kontrolüne geçti.    Daha sonra Kuzey ve Doğu Suriye'nin Serêkaniyê ve Girê Spî kentlerine saldırı başlatıldı. 9 Ekim 2019'da başlayan saldırılar 13 Ekim 2019'a kadar devam etti.    Zap, Avaşîn, Metîna gibi bölgelere "Pençe Kartal", "Pençe Kaplan", "Pençe Şimşek" ve "Pençe Yıldırım" adları altında saldırılar başlatıldı. Kürdistan Demokratik Partisi'nin (KDP) de saldırılara ortaklık etti. Yüzlerce köy boşaltıldı, yaşam alanları tahrip edildi. Ayrıca aralarında çocukların da olduğu çok sayıda sivil, yapılan hava saldırılarında hayatını kaybetti.    Askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanımı hiç gündemden düşmedi. Çok sayıda PKK'li, kimyasal ve yasaklı silahlar nedeniyle hayatını kaybetti.      ÖCALAN'DAN TARİHİ ÇAĞRI    Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler bir kez daha Türkiye'yi çözüme zorladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 1 Ekim 2024'te Meclis açılışında DEM Partililerle tokalaştı. Sonrasında Abdullah Öcalan, 44 aylık mutlak iletişimsizlik halinin ardından 23 Ekim 2024 tarihinde yeğeni olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha Milletvekili Ömer Öcalan ile aile görüşü kapsamında görüştü. Ardından DEM Parti İmralı Heyeti, 28 Aralık 2024'te Öcalan ile görüştü. Heyette Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan yer aldı.    Öcalan, 27 Şubat'ta yapılan 3’üncü görüşmede heyet ve tutsak arkadaşları Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile birlikte "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" başlıklı açıklamayı yaptı. Aynı gün İstanbul'da düzenlenen basın toplantısıyla, İmralı'daki açıklamada çekilen fotoğraf karesi eşliğinde çağrı kamuoyuyla paylaşıldı.    PKK, 1 Mart'ta ateşkes ilan ettiğini duyurdu. PKK, 9 Mayıs'ta yaptığı açıklamada, Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" üzerine 12. Kongresi'ni yaptığını duyurdu. PKK açıklamasında, 12'nci Kongre'nin 5-7 Mayıs tarihleri arasında yapıldığı aktarıldı.   PKK, 12 Mayıs'ta ise 12. Kongre'nin sonuç bildirgesini açıkladı. Sonuç bildirgesinde, "Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihi açıklamasıyla başlayan süreç, yaptığı çok yönlü çalışmalar, değişik tarzlarda sunduğu perspektifler ışığında 5-7 Mayıs tarihleri arasında toplanan 12. Parti Kongremiz başarıyla tamamlandı" denildi.     Böylece 1973'te temelleri atılan ve 27 Kasım 1978 kurulan PKK, uzun yıllar boyunca sürdürdüğü askeri faaliyetlerini sonlandırmış oldu. Bu karar tüm dünyada geniş yankı bulurken, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından yeni bir sürecin kapısını araladı.    26 YIL SONRA İLK GÖRÜNTÜLÜ MESAJ   9 Temmuz'da Öcalan'ın İmralı'daki diğer tutsaklarla birlikte yaptığı açıklamanın görüntüsü yayınlandı. Öcalan, mesajında, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum. Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor” dedi.    Bu tarihi gelişmelerin ardından 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Silêmanî kenti kırsalında bulunan Şikefta Casenê'de silahları imha etti. Silahlar, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat'ın öncülüğünde yakıldı. Bu tören dünyadaki çatışma-çözüm süreçleri için bir ilk olma özelliği taşıdı. Törenin ardından Meclis'te Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu.    Öcalan'ın stratejik çağrısı ve sonrasında gelişen silahların imha töreni, toplumun geniş kesimleri tarafından sahiplenildi. Ancak iktidar/devlet kanadından sürecin gerekliliklerine dair henüz somut adımlar atılmadı. Bu durum da toplumdaki kuşkuların sürmesine neden oluyor.    MA / Adnan Bilen