Selahattin Soro: İsrail-İran savaşı riskli bir dönem, Türkiye hızla adım atmalı

img
HABER MERKEZİ - İsrail-İran savaşıyla Ortadoğu’yu riskli bir dönemin beklediğini belirten gazeteci Selahattin Soro, gelinen aşamada bölgede kazanının Türkiye olduğunu, bunun da Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği siyasetle bağlantılı olduğuna işaret etti ve demokratikleşme adımlarının hızla atılması gerektiğinin altını çizdi.  
 
İsrail’in İran’a yönelik saldırıyla birlikte uzun süredir beklenen savaş resmen patlak verdi. Zira son yıllarda Ortadoğu’da artan gerilimler, böylesi bir çatışmanın kaçınılmaz olduğuna dair güçlü sinyaller veriyordu. Gelinen aşamada dünya, bu savaşın nasıl bir boyuta ulaşacağını ve hangi sonuçları doğuracağını tartışıyor. Tüm bu olasılıklardan önce, savaşın neden başladığı ve neyin sonucu olduğu tartışılmıyor. Savaş, yalnızca İsrail ile İran arasında yaşanan bir anlaşmazlık olarak sonucu görülse de İsrail’in saldırısı, çok daha geniş ve derin bir stratejik planlamanın bir sonucu olarak cereyan etti ve Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi sürecinin bir uzantısı oluyor. Nitekim kapitalist modernite güçlerinin doğrudan rolü bulunuyor. Gelinen aşamada savaşın sadece bölgesel sınırlar içinde kalmayacağı, daha önce çeşitli düzeylerde varlığını sürdüren küresel gerilimin Üçüncü Dünya Savaşı’na yeni bir boyut kazandırdığı görülüyor. Ortadoğu'daki savaş ortamı artık yalnızca Filistin, Lübnan ya da Suriye ile sınırlı kalmıyor; derinleşiyor, yayılıyor ve doğrudan küresel bir kırılma alanına dönüşüyor.
 
 
Gazeteci Selahattin Soro, Üçüncü Dünya Savaşı’nı yeni bir aşamaya taşıyan bu savaşın perde arkası, sonuçları ve Ortadoğu’da yaşanan krizin çözüm yollarına dair soruları yanıtladı.
 
*İsrail ve İran savaşı bekleniyordu. Ancak tarihe gitmekte fayda var, nasıl patlak verdi, neden bu noktaya gelindi
 
 
 İran bölgesel gericiliğin temsilcisidir. Kapitalist modernitenin şubesi, temsilcisi ise İsrail’dir. Eşyanın doğası gereği geleneksel gericilik ile güncel kapitalist modernitenin bir çelişkisi ve çatışması var. 
 
Tarihsel ve toplumsal gerçekleri irdelemek, sahada özellikle de bölgede yaşanan olay ve olguları anlamak açısından hem geçmiş tarihi ele almak gerekir hem de bunun mevcut gelişmeler ile bağlantısını kurmak gerek. İsrail 1948’de Ortadoğu’da kurulan bir devlet. İran ise 2 bin seneyi aşkın süredir Ortadoğu’da sürekli olan Pers, Sasanilerin devamı olan bölge gerçekliğini, mantalitesini temsil eden bir bölgesel hegemonya güç. 1979’da İran Devrimi olduğunda Humeyni liderliğinden İran İslam Cumhuriyeti Devrimi gerçekleştirildi. Bu devrimin temel hedeflerinden biride Kudüs’ün ele geçirilmesi ve İsrail’in silinmesi üzerine oturtulmuştu. 1979’da devrim olduğunda 441 gün Tahran’daki büyük Amerika elçiliği işgal edildi. Bu Amerika için büyük bir darbeydi. Zira İran Şahı Amerika’nın çok iyi bir dostu ve müttefikiydi. Bunun paralelinde İsrail-Arap çelişkisi Filistin-Lübnan hattında gelişirken, 1983 yılında İran’a bağlı Hizbullah militanlarının Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Amerikaları askerlere dönük geliştirdikleri bir operasyon ile 241 askerin öldürülmesi söz konu oldu. Küresel hegemonik güç dediğimiz ABD, İran Devrimi peşin sıra Lübnan-Filistin çelişkisi ve İsrail savaşı ile birlikte Ortadoğu’da önemli bir güç çekmek zorunda kaldı. Bunun arkasındaki temel dinamik her ne kadar Çin bu tarihlerde görünür olmasa da bunun arkasındaki en önemli güç Varşova Paktı denilen Sovyetler Birliği’ydi. 1979’da Sovyetler Birliği aynı zamanda Afganistan’ı da işgal etmiş militarist bir yayılma stratejisini Sovyetler adına gerçekleştiriyordu. Dolayısı ile İran’da yaşanan rejim değişikliği, Şah’ın devrilmesi yerine Humeyni’nin gelmesi ile birlikte Ortadoğu’da bir domino etkisi yarattı. Buna karşı Amerika’nın cevabı 1980-88 İran-Irak savaşı oldu. Bu denklemler kapsamlı ve karmaşık olduğu için röportajın kapsamına bağlı kalmak açısından kısa kısa belirtmekte yarar var. İran bölgesel gericiliğin temsilcisidir. Kapitalist modernitenin şubesi, temsilcisi ise İsrail’dir. Eşyanın doğası gereği geleneksel gericilik ile güncel kapitalist modernitenin bir çelişkisi ve çatışması var. 
 
Şüphesiz Ortadoğu’daki hiçbir gelişme birbirinden bağımsız değil. Her gelişmenin yaşanan siyasal gelişmelerle de bir bağlantısı var. Yaşanan savaşın 7 Ekim Hamas’ın İsrail’e karşı saldırısı ile bir bağlantısı var mı?
 
Evet var. 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı ile bağlantısını iyi kurmak gerekiyor. İsrail’de turistlerin bir kutlamasına yönelik yapılan saldırı ile bu süreç başladı. Bu İsrail’in 11 Eylül’ü gibi bir şeyi ortaya çıkardı. İsrail’in şahsında peşi sıra yeni bir strateji, doktrin hızlandırılarak hayata geçirildi. Buna domino etkisi, stratejisi diyebiliriz. İran’ın tüm proxyleri (bağlantı, vekiller) ağırlıklı olarak Şii örgütlerin tasfiyesi stratejisi start aldı. Eskiden bunlar ile mücadele durdu, çünkü İran stratejisi; kalkan doktrini Şii Hilali (tehdit ve tehlikeleri tespit ederek topraklarına gelmeden karşılama) idi. Bu kalkan Lübnan’dan Körfeze, Afganistan’dan Pakistan’a kadar uzanan bir hat. Dolayısı ile Hamas’ın böyle bir saldırı yapması, İsrail’e altın tepside sunulan bir fırsata dönüştü. Adeta bu stratejiyi hayata geçirmek için dört elle üzerine atladı ve Hamas’a karşı Gazze’de yıkıcı bir savaş başlattı, halen devam ediyor. Peşi sıra Lübnan ve Hizbullah’a operasyon gerçekleştirildi. Hizbullah Suriye’de Esed rejiminin en önemli dayanak ve destekçilerindendi. Dolayısıyla Hizbullah’ın konsey, orta kademe kadro ve militanlarıyla -çağrı cihazlarının aynı anda patlatılması- ortadan kaldırılması, büyük bir darbe almasıyla bitme noktasına getirildi. 8 Aralık’ta Şam hükümetinin devrilmesi ve HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesi, domino etkisi yaratarak bu süreci hızlandırdı. Bundan sonra Yemen’de bulunan Husilere yöneldiler. Hala kamuoyunun bilmediği çok gelişmiş bombalar ile merkezlerine dönük saldırılar gerçekleşti. Husiler adeta çok sessiz bir geri çekilme yaşadı. Şu anda ilk başta olduğu gibi çok aktif değiller. 
 
 
 İran’ın İsrail için, enerji kaynaklarının geçtiği yollardan bir tehdit olmaktan çıkarılması için bir saldırı ve savaş başlatıldı. Bu savaşın temel hedefi İran’ı etkisiz hale getirip teslim almak.
 
Sıra İran’a geldi. İran’ın tasfiye edilmesi İsrail’e göre bir ahtapotun kollarının budanması ve başının ezilmesi üzerinedir. Bundan önceki savaşların doktrinlerine benzemiyor. Çok acımasız ve nihai hedefleri olan bir strateji adeta örgütlerin tasfiyesi ve adeta İsrail için bir kez daha tehdit oluşturamaz hale getirilmesi hedefleniyor. Ortadoğu’da kapitalist modernitenin, özellikle Amerika, İngiltere, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu yeni bir doktrin var. Hindistan üzerinden Kıbrıs’a giden bir IMEC enerji hattı kurma hedefi var. Hindistan’da 2023’te G-20’de kararı alınan Hindistan’da başlayıp Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail-Filistin, Kıbrıs ve oradan da Yunanistan’a geçiyor. Temel doktrin şunun üzerine şekilleniyor; enerji kaynaklarını koruma, enerji yolunun güvenliği ve en önemlisi İsrail’in bölgedeki güvenliği, bekası. Bu 3 unsur, Ortadoğu’daki savaş doktrininin temel belirleyenidir. Buna başta AB ve en önemlisi Amerika ortaktır. Bu açıdan İran’ın İsrail için, enerji kaynaklarının geçtiği yollardan bir tehdit olmaktan çıkarılması için bir saldırı ve savaş başlatıldı. Bu savaşın temel hedefi İran’ı etkisiz hale getirip teslim almak. İran’ın güdümündeki örgütler, hareketler ya tasfiye edilip teslim alınacak ya da devre dışı bırakılacak. Nihayetinde Trump ve İsrailli yetkililer söylediler; İran rejimi mutlak suretle ya teslim olacaklar yada tasfiye olacaklar. Gelişen süreç böyle bir formül ile karşımıza çıkıyor. 
 
 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 5 aşamaya dikkat çekmişti. Önceki yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi ile ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesini geniş bir şekilde açıklamıştı. İmralı’da kendisiyle yapılan son görüşmede 5 aşamaya dikkati çekti. Sıranın İran’da olduğunu söyledi ve öngördüğü gibi oldu. 3’ncü Dünya Savaşı ile birlikte Ortadoğu nasıl bir dizayn süreci ile karşı karşıya? 
 
Amerika’nın stratejisini de irdelemek gerekir. Küresel hegemon güç olmak istiyorsan, Ortadoğu’yu elinde tutmak zorundasın. Amerika’nın tarihsel olarak bazı doktrinleri var. Bunlardan biri Monroe Doktrini ve Wilson İlkeleridir. Nasıl Lenin’in ulusların kendi kaderini tayin hakkı varsa, 1917-18 yılarında dünya savaşından sonra Wilson İlkeleri diye 14 madde gündeme konuldu. Fakat o dönemin hegemon ve belirleyen gücü İngiltere ve Fransa olduğu için, Sykes-Picot ve Lozan Antlaşmaları yapıldı. Amerika bunları hiçbir zaman benimseyen bir ülke olmadı. O açıdan başta belirttiğimiz 1979 İran devrimi, 1983 Lübnan hezimeti sonrası 1990’da Sovyetlerin dağılması ile birlikte Ortadoğu’ya yeni bir dönüşü söz konusu oldu. 1991 Körfez savaşı ile Irak’a müdahale, 2003’te bölgeye yerleşmesi ile birlikte bir rövanş biçimine ele almak ya da yarım kalmış projelerini tamamlaması, küresel hegemon güç olma hedefini Ortadoğu’da tesisi söz konusu. Ortadoğu’da hegemon bir güç olması için –İngiltere ile de stratejik bir ortaklığı var- tek stratejik ortaklık imzaladığı güç olan İsrail’in Ortadoğu’da güvenliğini ne pahasına olursa olsun sağlamak amacıyla kendine görev biçiyor. Irak’ın Saddam’dan arındırılması ve halen bir operasyonel coğrafya olması, BAAS rejiminin tasfiye edilmesi, Lübnan’da hala gerçekten yönetilemez bir devlet olarak varlığını sürdürmesi, Hamas’ın ve Hizbullah’ın tasfiyesi, Husilerin bombalanması nihayetinden peşi sıra İran’ın böyle hedeflenmesi, 1979-83’e bir rövanş. 
 
 
ABD’nin kendi angajmanları var, bu noktada da İran’dan sonra Türkiye’nin bu tarz ısrarı devam eder, çözümsüzlüğü geliştirirse, hedefin Türkiye olması muhtemeldir.
 
1990 ile birlikte BOP bağlamında Amerika’nın kendisini yeniden dizayn etmesi, kendini yeniden konumlandırmasını yaparken İngiltere ve Fransa’nın Sevr, Lozan, Sykes-Picot antlaşmaları gibi ABD’nin kendi stratejileri vardır. ABD, birleşik devletlerden oluşuyor. Ulus devlet değil, konfederatif bir devlet ve kendi hedefleri var. Bu açıdan Ortadoğu’da Wilson’un 1918’de belirlediği 14 madde açısından yanaşmak ve geliştirmek istiyor. Bunlardan biride Kürtlerin bölgede federatif bir statüye sahip olmasıdır. Kürtler Sykes-Picot’ta, Lozan’da mahrum bırakıldılar. Bunlar Kürtler için bir ölüm fermanıydı. Küçük bir devlete sıkıştırılıp bir Kürtlerin Filistinler gibi koçbaşı olarak halklara karşı kullanmak istemi vardı. Bu açıdan bölgenin dizaynı ABD, İsrail, AB, İngiltere bağlamında İran’a yönelik bu hamleyi geliştirmiş durumdalar. Bu domino stratejisidir. Sayın Öcalan’ın da dediği gibi 5 aşamadır. İlk 3 aşaması Hamas, Hizbullah, Esad (Suriye) ve şimdi sırada İran var. Sırada Türkiye var. Ulus devlet bir kapitalist modernite yaratımıydı, bunun yaratıcıları Amsterdam ve Londra burjuva sermayesiydi. Bu ulus devlet gerçekliği Anglo-Sakson strateji artık dar geliyor ve bunu aşmak istiyor. Tabi İran bölgesel, tarihsel geçmişi temsil ettiği için buna en çok direnen güç olması gayet doğal. Türkiye’de bu denklemde bahsettiğimiz Sovyet-İngiliz batı çelişkisinde Atatürk tarafından Kürtlerin inkarı ve imhası üzerine ulus devlet olarak inşa edildi ve Lozan ile bu pekiştirildi. Nasıl birçok noktada ABD’nin kendi angajmanları var, bu noktada da İran’dan sonra Türkiye’nin bu tarz ısrarı devam eder, çözümsüzlüğü geliştirirse, hedefin Türkiye olması muhtemeldir. Bunu biz söylemiyoruz, bunu Türkiye’nin derin akılları, siyasi kadro ve yöneticileri söylüyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, akademisyenler herkes söylüyor. Aklın yolu birdir. Görünen köy de kılavuz istemiyor. 
 
Esad eğer Kürtler ile masaya otursaydı, şu an Şara’nın Mazlum Abdi ile imzaladığı protokolü Esad imzalamış olsaydı, bu durumda olmazdı. Nerede yaşadığı, nerede olduğu dahi bilinmiyor. Dolayısı ile İran’ın demokratikleşmesi, geleneksel Ortadoğu gericiliğinin koç başı görevi ve siyasetini bırakması gerek. 5 bin yıllık Sümer Rahip geleneğinin tezahürü mevcut İran’da net bir şekilde görülüyor. İran çoklu kimlikleri, tek başına soymak, dinci hegemonyanlar ile bir arada tutmakta zorlandığını görüyoruz. Küresel hegemon güçler İran’ın bu zor durumunu, milliyetçi, dinci, iktidarcı, cinsiyetçi siyasetini görüyor ve yarattığı etkiyi iyi görüyor, okuyor ve spesifik bir hedef -tüm İran hedef alınmıyor- alıyor. Mevcut dini rejim hedef alınmış. Humeyni ve etrafındaki diplomasi kliği hedef alınıyor. Siyasi kadro ya da parlamenterlere dönük bir saldırı yok. Nükleer fizikçiler, istihbarat birimleri, dinci kesimlere dönük bir saldırı var. Buradan da yapmak istedikleri hedefledikleri bir düzey yakaladıkları net ortaya çıkıyor.  
 
Bütün ulus devletlerde ‘sıra bende mi?’ kaygısı görülüyor. Ortadoğu’yu neler bekliyor? Abdullah Öcalan’ın belirttiği 3 aşama tamamlandı, şu an 4’üncü aşamada. Ortadoğu’yu nasıl bir tehlike bekliyor?
 
 
Türkiye şu an bölgede, her ne kadar beklenen bir adım atmamış olsa da kazananı Türkiye’dir. Bunu da Sayın Öcalan’ın geliştirdiği siyaset ve attığı tarihi adımlar ile bağlantısı tartışmasızdır.
 
Toplumsal sorunlar Demokratik Modernite kuramı ile yetkince uygulanırsa, önemli sonuçlara yol açabilir. Sayın Öcalan’ın Apo’nun bu yönlü değerlendirmeleri var. Merkeziyetçi çabalar çözüm üretmiyor. Saddam ve Esad örneklerinde biz bunu çok gördük. Tüm dünya canlı yayınlarda izledi. Mahkeme idam kararı verileceği esnada Saddam toplumsal gerçekliği inkar ediyordu. Her halde İran’ın yetkilileri de kendilerini öyle görüyor. Ancak tarih, güncellik bunun öyle olmadığını çok acı ve yakıcı şekilde hepimize gösteriyor. İran halkının, İran’ın yer üstü ve yer altı zenginlikleri böyle bir kör dövüşe kurban edilmemesi gerek. Bunun için en büyük çözüm ne kapitalist ulus devletlerin dayattığı çözüm ne de geleneksel bölge gericiliği tekçi devlet. İran renkli bir yapıya sahip tekçi elbise üzerine oturmaz. 90 milyonluk Ortadoğu’nun en zengin, tarihsel, toplumsal ve kültürel renklerini ancak konfederatif bir demokrasi, halklar bahçesi ile bir arada tutabilirsin. İran mevcut haliyle federatif, konfederatif gerçekliğe tekabül ediyor. Bir yandan Beluciler, bir yandan Araplar, bir yandan Azeri ve Kürtler, Yahudilik, Hiristiyanlık, Ermenilik, Ezidilik, Zerdüştlük gibi bir çok inancın bir arada yaşadığı, çok renkli bir coğrafya. Nasıl 2 bin yıllık bir devlet geleneğini temsil ediyorsa, 3 bin yıllık halkların kültürlerini, birikimlerini ve zenginliklerini temsil ediyor. Bunun heba olmaması demokratikleşme ile olur. Şu an içine girdiğimiz durum böyle bir demokrasi olasılığını çok öngörmüyor. Mevcut durumda sertleşmiş, restleşen bir durum söz konusu ve bu ikisinden birinin kırılması ile sonuçlanacak. Ya İsrail kırılacak ya İran. Bu çok riskli bir durumdur. Böyle bir kırılmayı tarafları beklenmeyen sofistik silahların kullanılmasına kadar gidebilir. Bu atom, taktik nükleer silahlar olabilir. Onun için önümüzdeki günler çok riskli günlerdir. 
 
Abdullah Öcalan uyarmıştı. 5’inci aşamanın Türkiye olduğuna işaret etmişti. Bugün bakıldığında, İran-İsrail savaşının Türkiye üzerindeki etkileri nelerdir? 
 
Sayın Öcalan, birçok olay ve olguda olduğu gibi 27 Şubat çağrısında çok stratejik bir hamleyi Kürtler ve Türkler adına, hatta Ortadoğu halkları adına başlatmış oldu. Bunun Kürtlerden çok Türkiye halkları ve devlet aklının iyi okuması ve takdir etmesi gerek. Çağrı Ortadoğu cehenneminde adeta sağlam bir limana çekmiştir. Eğer bu saldırılar acımasız bir şekilde devam etseydi, Sayın Öcalan üzerinde tecrit devam etseydi, bugün Ortadoğu’da çok farklı bir gelişmeler imkan halindeydi. Kürtler çok diri bir toplum, Rojhilat’ın Newrozlarını gördük, 2025 Newrozları, 1990 Bakûr Kürdistan’daki serhildanlar gibiydi. Kürt siyasal durum, Kürtlerin silahlı durumu, Rojava’daki Kürtlerin elde ettiği kazanımları, Bakûr Kürdistan’da Kürt halkının 52 yıllık amansız mücadele ile ortaya çıkardığı durum, hem bölgesel hem de küresel hegemonik güç olmak isteyenlerin iştahını kabarttı. Sayın Öcalan Kürtlerin bu kurtlar sofrasında bir araçsallaşmaya maruz kalmamaları için, Türkiye ile kıran kırana bir kör dövüşe sebebiyet vermemesi için muazzam bir hamle yaparak, Kürtler ve Türkiye halklarına büyük bir fırsat sundu. Dolayısıyla Türkiye şu an bölgede, her ne kadar beklenen bir adım atmamış olsa da kazananı Türkiye’dir. Bunu da Sayın Öcalan’ın geliştirdiği siyaset ve attığı tarihi adımlar ile bağlantısı tartışmasızdır. Bunun böyle anlaşılması gerekiyor. Aksi durum Türkiye’nin başına çok daha büyük bir belalar getirme ihtimalini barındırıyor. 
 
 Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na karşılık şu ana kadar devletin attığı bir adım yok. En son Duran Kalkan Medya Haber TV’ye konuştu ve tek kurtuluş yolunun Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı olduğuna işaret etti. Yapılan uyarıların dikkate alınmaması durumunda Türkiye neler tür tehlikelerle karşı karşıya kalabilir?
 
 
 Sayın Öcalan’ın görüşmelerde belirtiği gibi, değil bir Gazze, Ortadoğu’da çok daha büyük Gazzeler yaşanır. Bu açıdan Meclis, Meclis’te bulunan siyasi partilerin, iktidarın çok ciddi adımları ivedilikle atması gerekiyor.
 
Bunu en iyi Türkiye devleti bilir. Bu riskleri sıralamaya gerek yok. Akademi, istihbarat, güvenlik, devlet aklı bunu çok iyi biliyor ve okuyor. Kürtler 52 yıldır Bakûr Kürdistan’da canlı bir dinamik. Yenilmemiş bir gerilla var. Başûrê Kürdistan’da sadece KDP-YNK peşmergelerinin rakamları çok ileri bir düzeyde. Rojava hakeza öyle. Rojhilat Kürdistan’da durumu herkes görüyor. Adeta diğer parçaları kıskandıran bir gerçeklik var. Adım atmak istiyorlar. Jîna Emînîi’nin şehadetinde bütün dünyayı etkileyen bir halk devrimi yaşandı. Bu herkesin iştahını kabartan bir durumdur. Dolayısıyla Türkiye’nin bunu kendisi için bir tehdit olmaktan çıkarması için adım atması gerek. Tıpkı 1919-20 gibi. Eğer 1924-25 gibi olursa, tabi herkes kendi PKK’sini kurarak Türkiye’nin üzerine gider. Parçalanmış Suriye, Irak, parçalanmaya çalışılan İran’da Türkiye’nin hiçbir şey olmamış gibi yaşamasını her halde kimse sineye çekmez. Bu açıdan Türk devletinin 27 Şubat’ta atılan adımı bu yaz ete kemiğe büründürerek çok anlamlı bir barış söylemine dönüştürmesi en doğru olandır. Çünkü bundan sonra yaşanabilecek acılar ve trajediler Sayın Öcalan’ın görüşmelerde belirtiği gibi, değil bir Gazze, Ortadoğu’da çok daha büyük Gazzeler yaşanır. Bu açıdan Meclis, Meclis’te bulunan siyasi partilerin, iktidarın, özellikle Cumhur İttifakının bu konuda çok ciddi adımları ivedilikle atması ve taşın altına elini koyarak top çevirmemesi gerekiyor. ‘Bekleyelim fırsat doğsun, Kürtleri tasfiye edelim’ yaklaşımı tutmadı. Bu Irak’ta da tutmadı, bu İran’da hiç tutmaz. Bu çok daha büyük bir bela olarak karşılarına çıkabilir. En sağlıklı olan demokratik adımları hızla Meclis öncülüğünde tüm partilerin katılımı ile atmak ve İmralı’da Sayın Öcalan’ın çalışma, güvenlik önlemlerini çok güçlü bir şekilde sağlayarak önünün açılması, Türkiye açısından en doğru şey olacaktır. 
 
Devlet Bahçeli 5 Kasım’da yaptığı grup toplantısında sizin yaptığınız uyarıları benzer şekilde dile getiriyordu. Türkiye’de bugün yürütülen bir süreç var ancak kamuoyuna bir ilerleme yansımıyor. Bu süreç Kürt sorununun çözümü açısından nasıl bir risk-fırsat doğurabilir? Çözüm mümkün mü bu süreçte? Türkiye bunları görüyor, Bahçeli söylüyor, Erdoğan dile getiriyor. İktidarın söylemi ne yönde şekillenmeli? 
 
İktidarın birkaç oy hesabı ile bu işe yaklaşmaması gerek. Tarih bunun örnekleri ile dolu. En bariz olanı da Özal’dı. (Turgut Özal) Mesut Yılmaz ‘Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ dedi, bunu siyasi arenadan çekilme pahasına söyledi. Bu dönemde Devlet Bahçeli ‘İdam meselesine karışmıyorum, çekiliyorum’ diyerek bu sürecin önünü açtı. Bu isyanı başlatan, partiyi kuran, yöneten kurucu önder Abdullah Öcalan hem PKK’yi feshetme kararı aldırıyor, silahlı mücadeleyi bitiriyor hem de Türkiye için tehdit olmayacak bir manifestoyu deklere ediyor. Örgütü de buna uyuyor. Dolayısıyla yüzde 90-95 şuana kadar sağlanmış. Kalan Türkiye’nin çıkaracağı maddeler ile bağlantılı. Yeni bir infaz düzenlemesi oldu, hiçbir Kürt bundan faydalandırılmadı. Tüccar gibi ‘şu kadar oy alırım, şu kadar oy kaybederim’ hesapları yapılmamalı. Türkiye’de Kürt sorununu çözen, oyu bırak tarihe mal olacak insanlardır. Ama çözmeseniz marjinal bir başarı yaşarsınız. Marjinal başarı yenilgileri ortadan kaldırmaz, yüzde 35-40 oy alırsın ama stratejik olarak yenilirsin. Saddam yüzde 98 ile seçiliyordu. Esad tek başına seçiliyordu. Bugün Humeyni’nin bir rakibi yok. Tarih onları nasıl yenildiğini bize ibretler ile gösteriyor. O açıdan ‘Ben bir daha seçilir miyim? Partim ne kadar oy alır?’ diyerek değil, önümüzdeki yüz yıla sağlam ve güvenlikli bir yürüyüş gerçekleştirecek miyiz? Devlet Bahçeli bunu çok net bir şekilde söylüyor. Söylediklerinin ağırlığının pratikte gerçekleşmemesi tabi dikkat ile izlenmesi gereken bir durum. Ortadoğu’da PKK ve Sayın Öcalan’ın bir gerçekliği var. Bu; söyleneni değil, yapılanına bakılır. Lafa bakılmaz, aynası iştir insanın. Çok güzel şeyler söylendi, güzel adımlar da atıldı. Bugün DEM Parti yetkilileri bir sorun olmadığı yönünde. Yılın yarısı bitti, hala hasta tutsakların tahlisinde herhangi bir adım atılmış değil. Topluma ‘iyi şeyler oluyor’ dedirtecek hiçbir adım atılmadı, atılmıyor. Burada bir tıkanma var, umarım bunlar aşılır. Hepimizin dileği budur. 
 
Kürtlerin bu yaşanan gelişmeler karşısında tutumu da önemli. Kürtler bu denkleme nasıl yaklaşmalı? Abdullah Öcalan, İmralı’da yapılan 7 görüşmede bu konulara da dikkat çekiyor ve ulusal birliğin önemine değiniyor. Savaş gerçekliğinin yanında Kürtlerin birliğine vurgu yapıyor. Kürtler İran-İsrail savaşının patlak verdiği bu süreçte özellikle Abdullah Öcalan, dikkat çektiği uyarılar karşısında nasıl siyasi bir rol üstlenmeli? 
 
Kürtler ne kapitalist hegemon güçlerin taşeronu olmalı ne de bölgesel gericiliğin taşıyısıcı. Demokratik ulus, toplum, modernite içinde kendi öz örgütlülükleri ve savunmalarını güçlendirerek kendi gündemlerinde ısrarcı olmalılar. Batı pozitivizmi ve Ortadoğu gericiliğinin aslında siyasette yarattığı bir körlük söz konusudur. Siz adeta futbol takımı tutar gibi Ukrayna-Zeleski’yi mi tutuyorsunuz, yoksa Rusya-Putin’i mi tutuyorsunuz? Saddam’ı mı tutuyorsunuz, yoksa Amerika’yı? Esad’ı mı tutuyorsunuz, yoksa DAİŞ’i mi? İran’ı mı tutuyorsunuz, yoksa İsrail’i mi? Kürtlerin böyle bir tercihe zorlanma durumu söz konusu olamaz. Kürtlerin önünde üçüncü seçenekler var. Ne 3 bin yıllık Pers-Sasani-Safavi geleneğinin temsili Molla Rejimi ne de kapitalizmin dayattığı. Kapitalizmin dayattığı Şah’tır. Gelen gideni aratacak. Şah’ın zamanından Kürtlere neler yaptığını çok iyi biliyoruz. Esad’ın gidişi ile Colani’nin geldiği Suriye Arap Cumhuriyeti. Kürtlerin iki şık arasında zorlanması Kürtlerin kabul edeceği bir durum değil. Kürtler buna dönük Rojava’da, Şengal’de, Maxmûr’da açığa çıkan bir nebze de olsa devletçik görünümü de olsa Başûr Kürdistan’ında ortaya çıkan federatif model ama esasında Demokratik Modernite projesidir. Kendi savunmasını yapan, bu büyük kavgada, hengamede masada bir aktör olarak kendini var ederek, kendi iradesi, söylemi ile kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştiren bir siyasal perspektifi geçmiş gelenek ortaya çıkarmıştır. 
 
 
Kürtler kendi trajedilerini kendi metotları ile iyileştirmek zorundalar. Hem yaşadıkları coğrafyayı hem de küresel güçleri iyi okuyarak birliklerini sağlayarak ulusal ittifak ve birliği geliştirerek adımlar atmak zorundalar.
 
Biz ne İsrail, ne de her ne kadar gerici de olsa İran Molla Rejmi ile İsrail’e karşı duramayız. Bu istenmeyen sonuçlar doğurur. 1990’lı yıllarda bunu Başûr’da gördük. İran’ın hafızası çok diridir. 1946’da Mahabat’ın tasfiyesi, Qazî Muhammed’in idam edilmesi, 1989’da Abdullah Qasimlo’nun Viyana’da katledilmesi, 1992’de Berlin’de Abdurrahman Şerefkendi’nin İran tarafından katledilmesi Kürt hafızasında diridir. Hala İran zindanlarından genç kadınlar ve gençler var. Vinçler ile sokak ortasında katledilmekte, idam tehdidi altında binlerce kişi cezaevlerinde tutuluyor. Kürtler kendi trajedilerini kendi metotları ile iyileştirmek zorundalar. Bu açıdan hem içinde yaşadıkları coğrafyayı hem de küresel güçleri iyi okuyarak birliklerini sağlayarak ulusal ittifak ve birliği geliştirerek ileriye dönük adımlar atmak zorundalar. Rojava, Bakûr Kürdistan’da biz bunu iyi gördük. PYD-ENKS ittifakı olumlu bir adımdır. Başûr’da Bağdat’a karşı ortaklaşma olumlu bir adımdır. Rojhilat’ta da PDK-İran, Komala İran, PJAK gibi önde gelen Kürt siyasi hareketleri var. PJAK’ın ciddi bir askeri ve toplumsal gücü var. Uzun yıllara dayanan bir gerilla savaş deneyimi de var. Bu açıdan Kürtlerin bu dönemde sergileyeceği tutum kendi içinde saygı, ortak değerler temelinde birlik, ittifak ve savunma stratejisi. 
 
Hem Kürdistan hem de bölge barışı için öncelikli adım ne olmalı?
 
Bölge barışı için öncelikli adım Türk devleti ile Sayın Öcalan’ın geliştirdiği sürecin Sayın Öcalan şahsında ilerlemesidir. İmralı tecrit sisteminin ortadan kaldırılması, sağlıklı ve güvenli yaşar, çalışır durumun olması, siyasetçi, basın ve halkın herkesin Sayın Öcalan ile ilişkilenmesinin şartları yaratılmalı. PKK’nin 12’nci Kongresi’nde fesih kararı alındı, fakat alınan kararların hayata geçirilmesi kurucu önder Abdullah Öcalan’a rol ve misyon inisiyatif verilmesi kararıdır. Türkiye gerçekten barışı istiyorsa, -gerçekleşecek Kürt ve Türk barışı Ortadoğu halkları barışı olacak- kongre kararlarının hayata geçirilmesi ve Sayın Öcalan’ın Apo’nun rolünü oynaması gerek. Meclis’in bu noktada adım atması gerek. En öncelikli adım budur.
 
MA / Özgür Paksoy
 

Diğer başlıklar

30/08/2025
23:04 2 Eylül Kuruluş Festivali: Beritanlaşarak, İbrahimleşerek mücadeleyi büyütüyoruz
21:56 DEM Parti: Yarın Riha'da buluşalım
21:17 Sebahat Tuncel: Öcalan Meclis'te siyaset yapabilmeli
20:53 Hesekê’deki DAİŞ operasyonun sonuçları açıklandı
19:34 Gençlerden 1 Eylül mitingine davet
19:28 Husiler, Ahmed er-Rehavi’nin öldürüldüğünü doğruladı
19:25 Tarihçi Aydın: Kürt hareketinin aldığı riski savunmak gerekir
19:16 Serinlemek için girdiği sulama kanalında boğuldu
19:05 Yatalakken tutuklanmıştı: 1 yıl sonra tahliye edildi
18:46 Kerboran'daki yangın söndürüldü
18:30 Kürt işçilere saldırıya tepki: Münferit değil
18:16 Karatepe memleketi Bismil’de toprağa verildi
17:57 Sedat Arslan için taziye kuruldu
17:46 Amed’de kaza: 1 ölü, 16 yaralı
17:00 Hevsel'deki yangın kontrol altına alındı
16:58 Wan'da 'barış' paneli: Öcalan'ın özgürlüğü noktasında adım atılmalı
16:42 Qamişlo'da 'Adem-i Merkeziyetçi Bir Suriye’ye Doğru' paneli
16:24 Demokratik Birlik İnisiyatifi’nden Çewlîg’te buluşma
16:07 Amed Kent Konseyi Dil Meclisi yönetimini belirledi
16:01 Agirî ve Ankara'da 1 Eylül yürüyüşüne çağrı
15:44 TUAY-DER Êlih Temsilciliği yeni yönetimini belirledi
15:37 Wan Gölü’nde ölü bulunan kadının kimliği belli oldu
15:34 Wan-Colemêrg yolunda kaza: 4 ölü
15:17 İdama mahkum edilen 3 kadına İtalya’dan fahri vatandaşlık
15:15 Westan’da orman yangını
15:14 Arap Dünyası Sosyal Demokratlar İttifakı Başkanı Bafil Talabani oldu
15:08 Hasta tutsaklar Tenzile Acar ve Emin Aladağ için tahliye talebi
14:46 30 yıl tutsaklığın ardından Amed’de karşılandı
14:43 Zorla Kaybedilenler Günü: İHD'den 10 talep
13:46 Kayıp yakınlarının adalet talebi büyüyor
13:45 Kerboran'da orman yangını
13:26 Kürt yazarlar buluşmasında 'birlik' mesajı
13:20 AKP’li başkanlardan partilerine ‘üvey evlat’ tepkisi
13:00 Tutsaklara cezaevi koridorları temizlettiriliyor
12:53 Cumartesi Anneleri: Barış geçmişin adil aydınlatılmasıyla mümkün olur
12:51 İstanbul'un 1 Eylül programı belli oldu
12:20 DAİŞ'e karşı operasyonda 39 kişi yakalandı
12:19 Tahliye edildikten 7 ay sonra hayatını kaybetti
12:10 Amed’de 1 Eylül yürüyüşüne çağrı
11:43 Amed’te tiyatro sahnesi Jîn oyunuyla 'perde' diyecek
11:41 Deprem konteynerinde yangın: 3 yaşındaki çocuk öldü
11:20 Riha’da şüpheli kadın ölümü
11:04 Barış Kürsüsü'ne katılan kadınlar: Sürece büyük katkı sunacağız
09:55 1 Eylül çağrısı: Newroz ruhuyla karşılayalım
09:53 Çelebi: Çözümün muhatabı işçi sınıfı ve emekçilerdir
09:44 Erdîş’te halkın önerileriyle hizmet üretiliyor
09:40 KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak'tan TİS tepkisi: Süreç heba edildi
09:14 ‘Hasta tutsakların özgürlüğü barışın en somut adımıdır’
09:13 Komisyon üyesi Ekmen: Herkes için demokrasi ve adalet sürece güveni arttırır
09:06 Engelli çocuğa tecavüz: Karın ağrısıyla götürüldüğü hastanede doğum yaptı
09:06 Karadeniz’de köy köy süreç buluşması: Endişe ve öneriler Öcalan'a iletildi
09:05 Tarihi kale halka kapalı
09:04 Belediyeden kentsel dönüşüm gaspı: Halk 'adil sözleşme' istiyor
09:03 ÖHD'li Akın: Tecrit sürüyor, halkın beklentisi somut adım
09:02 Öcalan bir ütopyayı gerçekleştiriyor
09:00 30 AĞUSTOS 2025 GÜNDEMİ
08:36 Hesekê’de DAİŞ'e karşı operasyon
07:40 Riha'da ilçe ilçe 1 Eylül çalışması
29/08/2025
23:33 Hunergeha Welat'tan yeni klip: Kerwan
23:06 Nanaxaanım Babazade için serbest bırakılma çağrısı
22:19 Alevilerden barış için ‘aktif rol alacağız’ mesajı
21:29 Cizîr Belediyesi kadın buluşmalarını sürdürüyor
21:03 Wan Gölü'nde bir kadın cenazesi bulundu
21:00 ICRC: Dünyada 300 bine yakın kayıp kişi var
20:56 Süveyda'da rehineler karşılıklı olarak serbest bırakıldı
20:44 Licê’de yangın bölgesinde yurttaşlar nöbette
20:37 Kürt işçilere saldıran Cemal Özer tutuklandı
20:32 Kocaeli’nde kadına yönelik şiddet
20:31 ÖHD’den Diyanet’e Kürtçe hizmet verilmesi talepli başvuru
20:00 Gazze'de hayatını kaybedenlerin sayısı 63 bini aştı
19:53 Bursa’da maki yangını
19:50 223 işçi direnişte: Hakkımızı alacağız
19:41 Ankara'da ateşli piknik yasağı uzatıdı
19:39 Mêrdîn’de uyuşturucuya karşı yürüyüş
19:37 Trump yönetimi, Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etti
19:30 Erdoğan, Çin'e gidecek
19:18 1 Eylül eylemleri: Sürecin yasal zemini oluşturulsun
19:09 Meclis'te Gazze tezkeresi kabul edildi
18:19 Şirnex’te öğrencilere ajanlık dayatması protesto edildi
18:07 DEM Parti’den Filistin için 11 öneri
17:39 Licê’dek yangın büyüyerek devam ediyor
16:34 Dêrazor Askeri Meclisi: 2 DAIŞ’li yakalandı
16:23 Askerlerin yaktığı esrar yangına neden oldu
16:01 Silêmanî’de bir helikopter düştü
16:00 İsrail’in saldırıları sürüyor: 47 kişi katledildi
15:41 Berat Nazlıcan’ın taziyesine kitlesel ziyaret
15:19 Kadınlardan Diyanet hakkında suç duyurusu: Haklarımızdan vazgeçmiyoruz
14:54 DBP ve DEM Parti’den Celal Talabani’nin mezarına ziyaret
14:32 30 yılın ardından tahliye oldu: Öcalan'ın çağrısına cevap olacağız
14:04 Moritanya’da tekne battı: 49 ölü, 100’ü aşkın kayıp
13:55 BM: İran’da 8 ayda 841 kişi idam edildi
13:51 CHP İstanbul seçimi iddianamesi hazırlandı
13:44 SOHR: Süveyda’da ölü sayısı 2 bini aştı
13:30 BM Genel Sekreteri'nden İsrail'e Gazze uyarısı
13:23 DEM Parti komisyon üyeleri: Önerileri kıymetli buluyoruz
12:52 İsrail ‘ateşkes’ kararını sonlandırdı
12:51 Dumlu Cezaevi'nde tutsaklara saldırı
12:12 DBP’den Niğde'deki saldırıya dair açıklama
12:12 İran-İsrail savaşına dair paylaşıma 2 yıl ceza
12:11 TÜİK'e göre Temmuz'da işsizlik azaldı
12:10 ‘Sosyal Demokratik İttifak Konferansı’ üçüncü gününde
11:34 Kent kent 1 Eylül programı
11:32 Kürt işçiye saldırıda MHP’li başkandan ‘kuru sıkı’ baskısı
09:51 Öcalan: Demokratik toplum, barış ve entegrasyon bu sürecin üç kilit kavramıdır
09:13 ÖHD Eş Genel Başkanı: Komisyon Abdullah Öcalan’ı dinlemeli
09:12 Artık pazar bile pahalı
09:11 1 Eylül çağrısı: Demokrasi talebi için Kadıköy'e
09:10 Êlih’te 1 Eylül programı belli oldu
09:09 Nanaxanim Babazade'nin avukatı: Nana'nın sesini duyuralım
09:06 Basa’da yeni sondaj kuyusu açılıyor: Doğa tahribatı derinleştirilecek
09:05 Komisyonun Kürtçe engeline tepki: Dil kabul edilmezse barış olmaz
09:04 PSAKD Genel Başkanı: Gerçek bir barış konuşulacaksa Öcalan serbest bırakılmalı
09:02 Komisyona ilettiler: Abdullah Öcalan'la görüşülmeli
09:01 Sur'un hafızasına odaklanan belgesel: Bîra Sûrê
09:00 29 AĞUSTOS 2025 GÜNDEMİ
00:12 Niğde'de Kürt işçilere ırkçı saldırı
28/08/2025
23:36 DEM Parti ve DBP heyeti Silêmanî'de
23:02 İsrail İHA’sı Nakura’da düştü: 2 ölü
22:56 Cizîr'de kadın buluşması
22:52 Meletî’de günlük trafik kazası bilançosu: 7 kaza, 22 yaralı
22:32 Cinsel saldırı suçlusu öğretmene 159 yıl ceza
21:53 Meletî'de 3.8 büyüklüğünde deprem
21:18 Riha’da miting çalışmaları sürüyor
20:20 Êzidî Kadınların Rönesansı Konferansı sonuç bildirgesi
20:15 İran’da kadın tutsaklara yeni dava
20:05 İzmir Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi kuruluşunu ilan etti
19:33 Fed üyesi Lisa Cook, Trump'a dava açtı
19:25 223 işçi işlerine geri dönmek için direnişte
19:18 Basa’da yüzyıllık Zêw geleneği sürdürülüyor
19:15 DEM Parti'den İstanbul'daki mitinge katılım çağrısı
18:40 Özgül Saki, Nanaxaanım Babazade'yi GGM’de ziyaret etti
17:45 Dipsizgöl Köyü’nde maden protestosu
17:27 Komisyon akademisyenleri, iş insanlarını ve sendikaları dinleyecek
17:25 Bursa’da orman yangını
17:23 Avrupa’lı belediye başkanlarından İmamoğlu’na ödül
17:16 DEM Parti heyeti İmralı’dan döndü
17:04 Binali Yıldırım: Adem-i merkeziyet üniter devlete tehdit değil
16:54 1 Eylül Akdeniz'de şölenle kutlanacak
16:03 SOHR: Geçiş hükümeti 95 Dürzi’yi infaz etti
15:59 Salih Müslim: Rojava, Ortadoğu için bir barış projesi olabilir
15:10 Roboskî Katliamı 164'üncü ayında: Hakikat bugünün borcu
15:06 107 uluslararası örgütten BM’ye Afganistan mektubu
14:49 TOKİ inşaatının 6'ncı katından düşen işçi yaralandı
14:46 Çanakkale'den ‘Savaşan İHA Yarışması’na tepki
14:44 Önkol kardeşlerin mezar taşını yıkma girişimine tepki
14:22 Bafil Talabani: Demokratik bir dünya için birlikte çalışmalıyız
14:12 TJK-E idamlara karşı ses yükseltmeye çağırdı
13:29 Suriye’nin eski cumhurbaşkanı adayı Öcalan ile görüşmek istiyor
13:24 İzmir'de trafik kazası: 1 ölü, 13 yaralı
13:10 Arınç: Umut Hakkı mutlaka uygulanmalı