ÊLİH - Abdullah Öcalan’a dönük tecridin hala devam ettiğini belirten avukat Mehmet Akif Akın, “Halkın beklediği daha somut, gerçekçi adımlar. Komisyonun kararlarının hukuki zemine oturtulması gerekiyor” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası ülkedeki siyasette birçok gelişme yaşandı. Abdullah Öcalan’ın çözüm için seslendiği muhataplardan PKK, 5-7 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği 12. Kongresi’nde “silahlı mücadeleyi sonlandırma” kararı aldı. Ardından 11 Temmuz’da Federe Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentinde düzenlenen ve KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’ın öncülük ettiği törende 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum Grubu, silahlarını imha etti. Son olarak Meclis’te siyasi parti temsilcilerinden oluşan 50 kişilik Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ve komisyon 5 Ağustos’tan bu yana çalışmalarını sürdürüyor.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Êlih Şubesi üyesi Mehmet Akif Akın, Kürt sorunun çözümüne dair yaşanan gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
DEMOKRATİK TOPLUM ÇABASI
Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözülmesi için birçok kez girişimde bulunduğunu belirten Akın, “PKK tarafından çoğu kez ilan edilen tek taraflı ateşkesler, çatışmasızlık süreçleri ve çözüm önerileriyle beraber süreç bu güne kadar geldi. 2013-2015 yılları arasında ‘çözüm süreci’ dediğimiz süreç de yaşandı. Barış ve müzakere imkanları ortaya çıktı. Ancak güven eksikliği ve uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle bu süreç son buldu. 2015’den 2020 ye kadar ki süreçte de bölgesel dengeler, Ortadoğu'daki çözümsüzlük süreçleri... Özellikle Suriye ve Irak'taki Kürtlerin durumu Türkiye'yi çözüm zorunluluğu ekseninde bir yaklaşıma çekti” diye belirtti. Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreci “salt silahların susması” olarak değil, gerçek anlamda demokratik toplum yaratma çabası olarak görmek gerektiğini söyleyen Akın, “Bu da barışın oluşmasında güçlü bir model sundu. Türk toplumu, Sayın Öcalan'ın bu güne kadar ki perspektiflerinde sunduğu kadın özgürlüğü, demokratik toplum, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin önünde en büyük engel olarak silahlı mücadeleyi gördü. Kürt sorunun bu kadar uzun sürmesinin nedeni müzakereci bir yolun izlenmemesidir. Her zaman ‘terör’ eksenli yaklaşımlar ön plana çıktı. Bu yaklaşımlar sonucunda insanlar yerlerinden, yurtlarından edildi. Yüzlerce köy boşaltıldı. Binlerce insan faili meçhullere kurban gitti. Bunların tamamı 50 yıllık güvenlikçi politikalardan kaynaklandı. Çağrı bu açıdan önemliydi. Bu güne kadar Türkiye'nin öne sürdüğü bahaneler, soruna yaklaşımın tamamen ‘güvenlik’ merkezli ve ‘terör’ eksenli yaklaşımının bir nevi önünü de kapattı” ifadelerini kullandı.
YASAL ZEMİN GEREKLİ
Çözüm için Meclis’te kurulan komisyona işaret eden Akın, “Türkiye'deki tüm ses ve renklerin sirayet etmesi açısından önemliydi. Komisyonun kendini halka benimsetmesi, daha sağlıklı somut adımlar atabilecek bir kurum niteliğinde olabilmesi için bütün halk kesimlerini dinlemesi gerekiyor. Halkın beklediği daha somut, gerçekçi adımlar. Komisyonun kararlarının hukuki zemine oturtulması gerekiyor” dedi.
TECRİT DEVAM EDİYOR
Abdullah Öcalan’a dönük tecridin devam ettiğine dikkat çeken Akın, şöyle devam etti: “Komisyonun ne tür rol ve misyon üstleneceğini açıkçası bilemiyoruz. O yüzden öncelikle komisyonun gerçek anlamda rol ve misyonunun ne olduğu, nasıl bir çalışma yapacağı ve bu çalışmalar sonucunda nasıl bir sonuç bildirgesi yapacağı önemlidir. Devlet nezdinde nasıl bir karşılığı olacağı da çok daha büyük önem arz etmekte. ‘Negatif barış’ dediğimiz şey çatışmanın şiddetsel boyutunun sona ermesidir. ‘Pozitif barış’ ise adalet eşitlik ve demokratik hakların tesisi olarak değerlendirilebilir. Kürtlerin statü, kültür ve dil meselesinin çözümü önemli.”