Tuğçe Tatari: Önce medyanın dilini barışa dönüştürmek lazım

Paylaş:

AMED - Barışın toplumsallaştırılmasında medyanın rolünün önemli olduğunu belirten gazeteci Tuğçe Tatari, “Önce medyanın dilini barışa dönüştürmek lazım” dedi. 

 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında 27 Şubat 2025 tarihinden bu yana Kürt tarafı birçok adım atarken, devlet ve iktidar tarafından beklenen yasal düzenlemelere dair henüz bir gelişme yaşanmadı. Kamuoyunun en çok tartıştığı Kürt sorununda medyanın dilinde de önemli bir değişim görülmedi. Çatışma süreçlerinin kavramları ve tanımlarıyla yayınlarını sürdüren iktidar yanlısı ve ulusal medya, dönemin bütünleştirici dilini hala yakalamış değil. 
 
Amed’de düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu kapsamında düzenlenen “Barış Gazeteciliği” atölyesine katılan gazeteci Tuğçe Tatari ile medyanın dilini konuştuk. 
 
‘SAVAŞ DİLİ, BARIŞ DİLİNE ÇEVRİLMEDİ’
 
Türkiye’deki medyanın hala savaş dilini barış diline çeviremediğini belirten Tuğçe Tatari, bunun bir zihniyet sorunu olduğunu söyledi. Çözümün konuşulduğu bu dönemde iktidar yanlısı medyanın biraz daha geri planda durduğunu ifade eden Tuğçe Tatari, “Ama özellikle ulusalcı medyada her fırsatta manşetlerinden, yazılarından, ortaya koyduklarında o düşman dilini görüyoruz. Bu dönem şiddeti, geçmişi, yanlışları, hataları konuşmak yerine konuşulması gereken aslında barıştır ve barışacak olan tarafları da buluşturmaktır. Gazetecinin de aslında buradaki temel misyonu tarafları birbirleriyle buluşturmaktır. İki tarafın mağdurunu birbirine değdirebilmektir. Böyle dönemlerde aslında gazetecilik kendiliğinden barış gazeteciliğine dönüşmelidir. Ama maalesef bizde böyle bir şey olmuyor. Tam tersine savaş dili devam ediyor” diye belirtti.  
 
‘ÖNCE MEDYAYI DÖNÜŞTÜRMEK LAZIM’
 
Medyanın ya da gazetecilerin değişmeyen dilinin bir yanının da geçmiş deneyimlerde yaşanan pratikler olduğunu söyleyen Tuğçe Tatari, “Geçmiş süreçlerin bozulma şekli, ardından yaşananlar, aslında niyeti olup, ne bileyim barış gazeteciliği yapmak isteyen ancak korkanlar var” dedi. Barışın toplumsallaşmasında medyanın önemli bir etkisinin de olduğunu vurgulayan Tuğçe Tatari, “Yani önce medyayının dilini barışa dönüştürmek lazım” dedi. 
 
‘GAZETECİLER ARASINDA CİDDİ AYRIŞMA VAR’
 
Bu süreçte gazeteciler arasında da bir ayrışma görüldüğünü aktaran Tuğçe Tatari, “Mesela Kürt gazetecilerle Türk gazeteciler beraber çalışmıyorlar artık. Eskiden sahalarda bir haber alanında hepsini bir arada görmek, bir arada çalıştıklarına rastlamak çok daha kolaydı. Şimdi öyle değil. Ama bir önceki sürecin kopuşundan, hükümete, devlete güvenin çok düşmüş olmasından Kürt medyası ve Türk medyası da iyice birbirinden ayrılmış durumdadır. Gerçi Türk medyası da kendi içinde bir kaça bölünmüş durumda; iktidar medyası, muhalif medya, CHP medyası… Hiç kimse birbiriyle aslında yan yana gelmez noktada. Çok kutuplaşmalar oldu. Herkes kutuplaştı. Herkes birbirine karşı çok düşmanlaştı. Herkes sadece kendi konularıyla ve kendi dertleriyle ilgilenmeye, gerisini de görmemeye başladı” ifadelerini kullandı. 
 
‘SAVAŞ TANIMLARINI İNDİRMEK LAZIM’
 
“Barış gazeteciliğinin özü asker annesiyle bir gerilla annesini buluşturmaktır” diyen Tuğçe Tatari, “Bunu sağlamak için de insan hikayeleri, gerçek yaşanmışlıklar, neye neyin, neden sebep olduğu, neden bugüne gelindiğini, ne yaşandığını anlatabilmek gerekiyor. Bu dili kurarken tarafların hassasiyetlerine saygı göstermek ve dili oradan kurmak gerekiyor. Savaşın yarattığı tanımları, devlet propagandası ile oluşmuş tanımları artık indirmek gerekir. Hikayeleri net, yalın bir şekilde hayatı farklı yerlerde yaşayan ve başına farklı şeyler gelmiş insanların birbirlerini anlaması üzerine kurmak lazım. En önemlisi bu noktada tarafların birbirlerine dokunmasıdır. Bu dokunmayı sağlayacak mecrada medyadır. Ancak bunu gazeteciler sağlayabilir. Her yere giderek, insanlarla görüşerek diğer tarafın o insanların yaşadıklarını okumasını sağlaması gerekiyor” dedi. 
 
‘BARIŞ GAZETECİLİĞİ HAYATİDİR’
 
Barış gazeteciliğin sadece dilde yapılan dikkatle bir sürdürülebilir olduğunun altını çizen Tuğçe Tatari, ekledi: “Ben mesela Kürt meselesini Kürt tarafının kazanımlarını önceleyerek, üzerine yazan biriyim. Bu bir tercihtir. Bunun illa böyle olmasına gerek yok. Bir başkası da mesela Türkler açısından meseleyi ele alabilir. Ama dediğim gibi buradaki en önemli şey birbirini anlamaktır. Senin gerçekliğinle temas etmesi yeterlidir. Türkiye'de aslında bizim anlamadığımız ve kabul etmediğimiz bir şey, maalesef insanımızın çoğu, çoğu şeyden de habersizdir. Ben mesela çok yakın tarihte yetişkin bir insandan, son derece de eğitimli bir insandan Dêrsim'de yaşananları hiç bilmediğini, bir belgesi izleyerek bunu öğrendiğini duydum. Bu belgesel aslında barış gazeteciliğini uyguluyor. Oradaki barış gaztecisi o belgesel, o belgeseli yapan kişidir. O yüzden aslında barış gazeteciliği bu manada hayatidir. Ne kadar çok artarsa sayısı o kadar çok insana dokunma ve fikirlerini sadece belli bir ölçüde olsa bile değiştirme şansı var.”
 
‘KORKU ZİNCİRİNDE KIRILMA YAŞANMALI’
 
Geçmişe göre Kürt meselesine bakışta kısmi değişimler olduğunu da ancak ötesinin olmadığını ifade eden Tuğçe Tatari, şunları söyledi: “Mesela Ahmet Türk bir konuşmasında Kürdistan dediği için ortalık yanabiliyor. Sonuçta aslında bir sürü hassasiyet yerinde canlı şekilde duruyor. Çünkü orada bir dönüşüm olmadı. Dönüşüm yaratılamadı. Sürecin ilerleyişinin yavaşlığından dolayı aslında hiçbirimiz tam olarak sahalara çıkıp, insan hikayelerinin içine harıl harıl giremedi. Biraz da tabii onun da etkisi var. Çünkü insanların bu sürece inançsızlığın getirdiği bir korkusu var.  Tabii korku insana dair bir şeydir. Ben de mesela çok sık ideolojik konularda korku yaşarım. Benim de bir çocuğum var. Ama korkarken de cesaret sahibi olabiliriz. Yani korkarken de o yolu yürümeye devam edebiliriz ve etmeliyiz de zaten. Çünkü bu tarz kritik eşiklerde eğer beklersek, bunları yapabilecek hiç kimse yok. Sahalara inmeliyiz. İnsan hikayelerini birbirlerine taşımalıyız. Bu arada da evet risk alıyorsak da almalıyız. O yüzden korku zincirinde bir kırılma yaşanması gerekiyor.” 
 
‘GAZETECİLER ABDULLAH ÖCALAN’LA GÖRÜŞMEK İSTİYOR’
 
Kürt sorunun çözümünün konuşulduğu bir süreçte Abdullah Öcalan ile gazetecilerin görüşmesinin önemli olduğuna dikkati çeken Tuğçe Tatari, şöyle devam etti: “Oradan bunca yıl sonra birebir yaşadığı deneyimi dışarıya aktarmak tabii ki çok önemli olur. Yani tartışmasız ve bunun olacağını da düşünüyorum ben bu arada yani çok da uzak olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki gitmek istiyorum. Öyle yazılar da yazdım. Hatta belki resmi başvuruda da bulunmak gerektiğini düşünüyorum. İsmail Saymaz gibi bir gazeteci de İmralı'ya gitmek istiyor. Cüneyt Özdemir gibi bir gazeteci gitmek istiyor. Nagehan Alçı gibi bir gazeteciye gitmek istiyor. Bizler de gitmek istiyoruz. Aslında meselenin böyle bir yanı var. Sadece devlet dilinden ötürü hiç kimse bizler kadar net bir şekilde bunu ortaya koymuyor. Oysa hakikaten insanlar o listelere girebilmek için birbirini ezecek kadar büyük bir rekabet içerisinde olacak.” 
 
MA / Berivan Altan - Müjdat Can